…Kendi kendisiyle konuşmayı severdi. Ama şimdi bir çantası vardı ve onunla konuşuyordu:”Ona inanma sen,dedem hiç de onun söylediği gibi değil.Hiçbir kötülük,hiçbir kurnazlık düşünmez o,bu yüzden alay ediyorlar onunla.Hiç kurnaz değildir.ikimizi de okula götürecek.Sen daha okulun nerede olduğunu bilmiyorsun değil mi?Çok uzak değil,sana gösteririm.Karavul dağından dürbünle bakarız.Hem sana “Beyaz Gemi”mi de göstereceğim. … O zaman tepeye çıkar ve oradan beyaz gemiyi görürüz.Biliyor musun,ben dürbünle de konuşurum. Şimdi üç kişi olduk:Ben,sen ve dürbün.”

İnsan, varolmasını istediği şeyleri yapamıyor ise onu hayal eder.Bu hayaller doğrultusunda hayal dünyasında bir şeyler kurgular ve onu kurgusal aleminde yaşar.Çocuklarda bu düşünceler yetişkinlere göre daha belirgindir.Ama ister çocuk olsun isterse yetişkin bir yolunu bulur ve gerçek hayatımıza yansır kurduğumuz hayaller ve düşler.Gerçekleştirme yolunda ilerleriz zorlamadan,yılmadan,sıkılmadan zaten sıkılmaz insan aksine mutlu olur.Bu süreven sırasında hayaller önüne koyulan setler,barikatlar yıpratır yavaş yavaş hayalleri. İşte bu hayal dünyasını yıkacak bir engel olursa insanın tutunacak bir dalı kalamaz.

Aytmatov,gayet akıcı bir dille yediden yetmişe her kişinin okuyacağı kitaplar yazan bir yazar. “Beyaz Gemi”de kesinlikle okunması gerek eserlerinden.Mutlaka okuyun derim.

… İnsanın mutlu olması ve mutluluğu başkalarına da vermesi bazen ne kadar kolay oluyor! diyordu.Hep böyle,evet tam o anda olduğu gibi yaşamalıydı insan.Ama gerçek hayat bu değildi.Mutluluğun yanı sıra,peşini hiç bırakmayan,insanın ruhunu, bütün hayatını allak bullak eden felâketler,mutsuzluklar da vardı.